Fırtına Elbet Gelecek, Gelene Kadar Sessizlikle Dans Mı Etsek?

Sıradan bir hayatın ortasındayım. Birbirinin aynısı olan sabahlarım, yapacak bir şey bulamadığımdan erkenden uyuduğum akşamlarım var. Bazen birbiriyle alakasız cümlelerden oluşan uzun, dengesiz yazılar yazıyorum; bazen de hiç komik olmayan filmlere dakikalarca gülüyorum. Onun dışında sorumluluklarımın altından kalkmaya çalıştığım saatler var. Bitirmeye çalıştığım kitaplarım, başlamak için kendimi zorladığım derslerim. Herkes gibi benimde hedeflerim, hayallerim var. Uykusundan yeni uyanmış, uyuşuk, umursamaz bir kedi gibi yanından geçip gittiğim sorunlarım, karmaşalarım var. Deliler gibi dans ettiğim şarkılarım, her gün beraber kahve içtiğim bir annem var. Modern bir kulede yaşıyorum. Etrafta hepimizi evlere kapatan yaşlı bir cadı olduğu gerçeğine gözlerimi sımsıkı kapatıp günlerimi upuzun saçlarımı tarayıp örerek, şarkılar söyleyip dans ederek geçiriyorum. Tüm sorumluluğu cadıya yüklediğim, hararet dolu “ama” ile başlayan cümlelerimi parmağımla onu göstererek noktaladığım günlerim olsa da içten içe biliyorum bu durumun gerekliliğini.

 

Yaşlı cadı hep vardı. Sadece farklı silüetlerde, farklı yerlerde. Önceden bedenimizi değil; ruhumuzu, zihnimizin duvarlarına yazdığımız düşüncelerimizi, etrafımızda uçuşan ilham perilerimizi kapatıyordu kuleye. Değişen bir şey olmadı, sebepleri her daim değişse de yaşamlarımızdaki bu  sıradanlık, monotonluk hep vardı. Olmak da zorunda. Çünkü fırtınadan önce etraf sessiz olmalıdır. Fırtınanın o gürültüsünü, atmosferini, bizi dönüştüren enerjisini tam olarak anlayıp yaşayabilmemiz için; sıradan, parçalı bulutlu günler geçirmemiz gerekir. “Birkaç ay önce hayatım ne kadar siyah beyazdı, şimdiyse o kadar renkli ki, bazen bu gökkuşağında kayboluyorum” demek için gereklidir bu. Bazen akşamın dokuzunda bir balkonda kahve içerken o eski, sıradan, tasasız günlerin sakinliğini özlemle hatırlayıp iç çekmek için gereklidir. Ya da hissedilecek olan o yoğun duyguların ne kadar özel ve sıra dışı olduğunun ayrımına varmak için.

 

 Demem o ki; ne kadar şikayet edersek edelim, ne kadar hayatımızı renklendirecek bir mucize dilenirsek dilenelim, hayat başlangıçta sıkıcı olmak zorunda. Daha yolun çok başındayız, hiçbir engel yok yolumuzda. Hiçbir ağaç, hiçbir deniz, hiçbir kuş yok; sessiz, kuru, sıkıcı bir bataklık etrafımız. Biraz güçlenmemiz gerek, engelleri geçebilecek duruma gelene kadar. Biraz görmeyi öğrenmemiz gerek, etraftaki güzellikleri fark edebilene kadar. Bu huzuru doya doya yaşamamız gerek. Bağıra bağıra şarkı söyleyen bu yalnızlığı dinlememiz, boşlukla sohbet etmemiz, sessizlikle dans etmemiz gerek. Başlangıcı sonlandıran, sıkı sıkı tutunduğumuz, miadı dolmuş her şeyi silip süpüren o fırtına geldiğindeyse, dostlarımıza veda edip rüzgara sırtımızı dönüp kanatlanmamız gerek.

Views:
2974
Article Categories:
Sizlerden Gelenler

All Comments

Bir cevap yazın