Karanlık Bir Tüneldeyim Sanıyordum, Meğer Gözlerimi Kapatmışım

Merhaba ben Esther, gerçek adımı vermek istemediğim için en sevdiğim roman olan Sırça Fanus’un
baş kahramanının adını kullanacak ve size daha önce hiç kimseye anlatmadığım hikayemi
anlatacağım.
Ne zaman başladı bilmiyorum desem, yalan olur. Ben o pis karanlığın ne zaman beni içine aldığını çok
ama çok iyi hatırlıyorum.
İki sene önce, depresyon denilen ve benim bile o zamanlar tam olarak ne olduğunu bilmediğim
hastalığa yakalanmamla başladı maceram. Her şey çok ani falan olmadı, içimde büyüdü bu karanlık
yavaş yavaş. Bende bir şey garip diyordum ama, adını konduramıyordum.
Psikologlara ve psikiyatristlere gittim. Ve o iki sene benim için tanımlanamayacak kadar acı verici bir
şekilde geçti. Kendimi en son bir akıl hastanesinde bulduğumda ise, hayatımın bu noktaya nasıl
geldiğini sorgulamak için bol bol vaktim oldu. Sadece bir lise öğrencisiydim ve hayatımı mahvetmiş
gibi hissediyordum.
Hastane adeta benim gibi depresyon hastalarına yaşamlarının ne kadar acıklı olduğunu göstermek
için inşa edilmiş gibiydi. Pandemiden dolayı zaten az sayıda olan etkinlikler de artık yapılmadığından,
bilhassa benim her şey üzerine düşünecek istemediğim kadar zamanım vardı.
Yemekler saatiyle veriliyor, yemeklerde de çatal verilmiyordu. Şampuan, diş macunu ve diş fırçası
dışında hiçbir temizlik ürünü yoktu. Haftada 2 kere banyo yapılıyordu. Pencerelerde parmaklık vardı
ve camlar da tam açılmıyordu.
Orada sadece 4 gün kaldım. Kendimle baş başa tamı tamına 96 saat geçirdim. O 96 saat boyunca ise,
her ne kadar oradan nefret etsem de hastanenin sessizliğinin üstüme işlediğini ve içimdeki bütün o
pis duyguların kaybolduğunu hissettim.
Hastanedeki teyzeler depresyonu göğüslerine oturmuş bir fil gibi tasvir ediyorlardı. Bazıları da
yüreklerinin yandığını söylüyordu. Ben karanlık bir tünelde yalınayak 2 yıl boyunca yürümeme rağmen
hala ışığı göremediğimi söylüyordum –bence bu depresyon hastalığına en çok uyan benzetmeydi.
Hastaneden çıktığımda kendimi arınmış hissettim. Yeniden doğmuş gibi. Günlerce dışarı çıktım, sırf
hapishanede göremediğim ve hasret kaldığım güneşi görebilmek için. Yemediğim kadar köy ekmeği
yedim hastanede yediğim hazır ekmeklerden sırf daha iyi diye. Sırf yapabiliyorum, yapabilme
özgürlüğüm var diye her zamankinden daha sık duş alır oldum.
Özgürlüğü, sevgiyi, mutluluğu kendi içimde buldum; başkasında aramak yerine. Hala ilaç
kullanıyorum. Hala üç haftada bir doktorumu görmeye gidiyorum. Ona başıma gelen kötü şeyleri
anlattığımda her zamanki gibi, ‘’ Bu senin suçun değil. ‘’ diyor. ‘’ Biliyorum. ‘’ diyorum. ‘’ Benim suçum
değil. Hiçbir zaman da olmadı. ‘’
Çünkü başımıza gelenler hiçbirimizin suçu değildi, dostlarım. Hiçbir zaman da olmadı.
En büyük korkum depresyon hastalığının tekrar üstüme çöreklenmesi. Ama artık bunu bile kafama
takmıyorum. Kendimi olduğu gibi kabullenmeyi öğrendim. Bu hastalık neden benim başıma geldi diye
geceleri ağlamak yerine depresyonumu kabullenmeyi öğrendim. Yataktan çıkamadığım günlerden,
isteyerek dışarı çıktım günlere geldim.

Ve karanlıkta bir tünelde dolaşmadığımı fark ettim. Tünel karanlık değildi. Ben gözlerimi kapatmıştım.
Ve her tünel gibi, o tünelin de bir sonu vardı.
Esther

Views:
728
Article Categories:
My Story Says

Bir cevap yazın