Karanlıktan Kurtulmanın Yolu Aydınlığa İnanmaktan Geçer

Gelişen olayların içindeyken hatta başrolken bile kavrayamadığımız şeyler vardır. Birileri bizim benimsediklerimizin aslında daha farklı olduğunu söylediğinde “Olur mu canım öyle şey! Ne alakası var? Benden daha iyi bilecekmiş gibi konuşuyor .” der dururuz. En büyük yanlışı da burada yaparız. Duyduklarımız resmen bir kulağımızdan girer, diğerinden çıkar. Onların üzerine kafa yormaya tenezzül bile etmeyiz. İnkar etmeyi bir kenara bırakıp farklı bir gözden gerçek olana baksak en azından o gerçeği bulmaya çalışsak tanıyacağız, en başta da kendimizi.

José Saramago “Kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça kim olduğunu asla bilemezsin.” diyor bir kitabında. Henüz içindeki gücü göremiyor olabilirsin, buna inanmıyor da olabilirsin ama bu; o gücün var olmadığının bir kanıtı değildir.

Yeni bir işe atılacağında, başarısız olduğunda hatta başardığında bile bir hayaletin seni karamsarlığa düşürdüğü, aşağıladığı oluyor değil mi? Gözlerini sımsıkı bağlamış seni karanlığa hapsetmiş olan bu hayalet senin aydınlığı görememen için elinden geleni yapıyor. Onun başarılı olmasına izin verme. Gözlerini bağlayan düğümü ancak sen çözebilirsin. O yaratığı ancak sen yok edebilirsin. Fakat önce aydınlığa inanman gerekir.

Uzun zamandır hiçbir şey yolunda gitmiyor olabilir. Hayatın akışında da vardır bu zaten. Hayat çizgimiz her zaman düz olamaz. Herkes söyler inişlerin ve çıkışların doğal olduğunu, öyledir çünkü. Kalp atışı monitörlerinde de yaşadığımız sürece inişler ve çıkışlar sürekli gözlemlenir. Düz çizgiye geçtiğinde kalp atışını durdurmuş belki de her şey sona ermiş demektir.

O karamsar sesin yanı başında olduğu zamanlarda bunu kendine hatırlat. Hiçbir şey mükemmel değildir. ‘En parlak yıldızların bile üzerinde lekeler vardır.’ Yine de parlamaktan asla vazgeçmezler.

Işıltını kimsenin -kendinin bile- elinden alamadığı güzel günlerin olsun.

Yazan: Hümeyra Çalışkan

Views:
822
Article Categories:
Sizlerden Gelenler

Bir cevap yazın