Klavyenin Verdiği Delikanlılık

Karşınızda hayallerinizin insanının olduğunu düşünün. Mesajlaşırken âdeta boyut değiştiriyorsunuz. Hayallere dalıp dalıp çıkıyorsunuz. Ama iş, yüz yüze buluşmaya geldiğinde ikiniz de birbirinize öküzün trene baktığı gibi bakakalıyorsunuz. Peki mesajlaşırken bu kadar yükselirken, yüz yüze geçtiğimizde neden böyle oluyoruz? Aslında cevap çok basit. Çünkü yazdıklarımızı âdeta taslak gibi değerlendirebiliyorken, bu durum karşılıklı bir diyalogda aynı şekilde olmuyor. Söylediklerimizi mantık tartısına koya koya konuşursak karşı tarafın uzaklaşacağına inanıyoruz amma velakin aynı şekilde aklımızdan her geçeni de ham şekilde söylersek karşı tarafın yine uzaklaşacağını inanıyoruz. Sonuç olarak da mesajlaşırken daha özgür hissediyoruz. Ama tüm bunlar inanın bana koca birer palavra. Gerçekte olduğumuz kişi, tam da o düşünmeden konuşan tarafımız. İçimizdeki kişiyi özgür bıraktığımızda gerçekleri söyleyen tarafımız. Sizi gerçekten anlayacak veya sevecek insan, gerçek sizi anlayıp sevecek olandır. Telefon ekranlarından oluşturduğunuz maskesini takan sizi sevecek olan değildir.

O yüzden Peters diyor ki; klavyeye çok da bel bağlamayın. Gerçek hayat o telefon dediğimiz kara kutunun dışında başlıyor.

Bugünlük benden bu kadar, esenlikle kalın.

Views:
1044
Article Tags:
Article Categories:
Sosyal Medya

Bir cevap yazın