Şansa İnanır Mısınız?

Bir gün “tesadüfen” girdiğiniz bir kahve dükkânında öylesine gülümsediğiniz ve belki de ölene dek gülümseyeceğiniz o kişiyle tanıştığınızda; kalabalık bir caddede, hani o çok aceleniz olduğu günlerden birinde biriyle çarpıştığınızda ve yüzüne bile bakmadan yanından geçip gittiğinizde eğer yüzüne baksaydınız hayatınızı o dakikada değiştirecek birinin yanından geçtiğinizi asla öğrenemeyeceğinizde, şansa inanır mısınız?

Bir Rus ruletinin sonuna gelindiğinde, altıpatların içindeki tek kurşunun artık patlamaktan başka olasılığı olmadığında bile, hâlâ şansa inanır mısınız?

Eski zamanlarda, 1700’lü yıllarda determinist matematikçi De Moivre, hayatının son günlerinde her gece on beş dakika daha fazla uyuduğunu fark eder ve yirmi dört saat uyuduğu gün öleceğine inanarak ölüm tarihini hesaplar. Bu tarih 1754’ün 27 Kasım’ıdır ve aynı zamanda gerçekten De Moivre’ın ölüm günüdür.

Bu hesaplı ölüm Laplace’a ilham olur ve “Şans yoktur.” der teorisinde. Bu teorinin adı, “Laplace’ın Şeytanı”dır. Olasılıklar en sonunda daima tek kalır ve işte o da gerçekliğin ta kendisidir. Onlarca teori üretilir bunun üzerine, kuantum fizikçileri tartışır, hatta Adam Fawer’ın Olasılıksız’ı da bunun üzerine yazılır.

Bir madeni parayı yukarı attığınızda mesela, yazı yazı gelir, ya da turadır. Daima iki şansı vardır. Oysa Laplace’ın Şeytanı der ki, ortamdaki her şeyi, yerçekimini, rüzgârın hızını, paranın havadaki titreşimini; her şeyi bildiğinizde, geriye yalnızca tek bir seçenek kalır. Olasılıksızdır.

Belki de mesele şansa inanmak ya da inanmamak değildir. Belki de asıl olay, günün sonunda yaptıklarımızdır. Laplace’ın Şeytanı gerçek olsa da, Einstein “Tanrı zar atmaz.” dese de, hatta eğer şans gerçekten varsa da, günün sonunda o para havaya atılır ve mutlaka bir sonuçla karşılaşılır. Günün sonunda o kahvecide tanıştığınız o adam size sizi anlatır, kalabalık bir caddede yanından geçip gittiğiniz o kişi aklınıza gelmeyecek bir yerde çıkar karşınıza mesela. Ben zaten şanssızım diye korkup kaçtıklarınız, çok sevdiğiniz birinin yanında kendinizi deli gibi şanslı hissettiğiniz anlar, inandıklarınız, inanmadıklarınız, yanından öylece geçip gittikleriniz; hepsi, tamamı bir gün çıkar karşınıza ve gözlerinizin içine bakar, bütün bunlar sizi siz yapar.

Bu yüzden eğer elinizde bir altıpatlar varsa, şansa inansanız da, inanmasanız da, onu bırakın ve gözlerinizi açın. Onlarca ülke, yüzlerce şehir var. En sevdiğiniz sokaklarda milyonlarca insan, gökyüzünde trilyonlarca damla var. Eğer gerçekten tek bir olasılık varsa, bunun hangisi olduğunu henüz bilmiyorken onu kendiniz yakalayın; belki de sizin hikâyeniz, sizin yazdığınızdır. Ve neye inanıyorsanız inanın ama en çok kendinize inanın. Olasılıklarınızı kendiniz yaratın.

Kelebek etkisi başladığında durmaz, bir domino taşı devrilirse hiçbiri ayakta kalmaz.

Laplace’ın Şeytanı’nı unutmayın.

Bir kelebek kanat çırptığında yarattığı kasırga durdurulamaz.

Yazan: Zümra Düzen

Views:
817
Article Categories:
Sizlerden Gelenler

Bir cevap yazın