Sergi Açmanın 50 Tonu

Bir işi yapmaya karar vermek, o şeyi yapmaktan daha zordur derler. 24 Nisan 2019’da açtığım “Anka’nın Kanadında İstanbul” adlı sergimi açmaya 2010 yılında karar verdim aslında. Sertab Erener’in “İstanbul” adlı parçasını çıkardığı dönemde; annemin İstanbul’dan oluşan, “Rengarenk” adıyla açtığı karma sergide koymuştum kafaya. Ben aşık olduğum bu şehirle, günün birinde, her ne pahasına olursa olsun bir sergi açacaktım. Tabii sonra her şeye heveslenen her hayalperest bireyde olduğu gibi, benim bu hedef güme gitti. Uzunca bir süre toz tuttu zihnimin arka raflarında. Sonrasında mükemmel hava durumuyla, bol bol güneşli geçen bir İstanbul yazının ardından elimde gırla fotoğraf oldu. O yaz çekmiş olduğum her fotoğraf öyle hikayelere sahipti ki albüme baktığımda albüm bana “evet Sude! serginin zamanı geldi sonunda!” diye bağırıyordu.

Ama sonradan bir de ne göreyim? Bizim bu sergi açma işi, eline fotoğraf makinesini alıp fotoğrafları çekmekle bitmiyormuş! Sergievi, fotoğrafları ne üzerinde sergileyeceğin, ne ikram edeceğin, nasıl bir ziyaretçi defteri koyacağın, broşürü, afişi, davetiyesi… derken zibilyon tane gereksinimi varmış onu gördüm. Önce tarihi belirledim. Sonra da aldım 10 tane arkadaşımı, önlerine dizdim fotoğraflarımı, dedim: “dürüstçe beğenmediklerinizi eleyin.” Onlar da bir güzel elediler. Ortaya gerçek anlamda içime sinen bir arşiv çıktı.

Tarihi belirlerken, annemin doğum gününü, 27 Mart’ı seçmiştim aslında. Sergievi olarak da annemin “Rengarenk”i açtığı mekanı. Ancak bazı sorunlardan, ödememe bir gün kala mekânın koordinatörü hanımefendi 2 ay boyunca bana yardımcı olmalarının mümkün olmadığı gibi bir haber verdi bana. O an, başımdan aşağı bir kazan kaynar su dökülüyormuş gibi hissettim. Dımdızlak ortada kalmıştım. Sergi alanı bulmak, bu işin en eziyet edici kısmı. Ama en sonunda beni kırmayacaklarını düşündüğüm Saint-Michel Fransız Lisesi ile irtibata geçtim. Çok yoğun bir okul olduğunu bildiğimden kırmayacaklarını bilsem bile boş zamanları olmayacakları fikri de içimi kemiriyordu. Fakat Alev Hanım’ın telefonu ile gelen haberde, takvimde boşluklar olduğunu ve sergimi seçtiğim bir tarihe koyabileceklerini öğrendim. Nihayetinde 24 Nisan akşamında  Jeanne D’Arc Sergi & Konser Salonu’nda sergimi açma onayını aldım. Sağ olsunlar bütün gece her şeyle ilgilendiler. Okuldaki görevli beyin adını hatırlamasam da ona buradan tekrar teşekkür ederim tüm yardımları için.

Teşekkür merasimini geçersem de, okulla görüşmeden çıktığım gibi koşa koşa ozalitçi bulmaya gittim. E gittim de, atladığım detay; bir afişim olmadığıydı. Alpay Abimin yardımlarıyla hayallerimdeki afişi tasarladık. Tek günde afiş, davetiye, broşür, hepsi halloldu. Ama yine atladığım devasa detay, davetli listesi hazırlamadığımdı. “E be kızım, 100 tane davetiyeyi bastırdın da kime dağıtacağını düşünmedin mi?” dediğinizi duyar gibiyim. O heyecanla biraz atlamışım, insanlık hali diyip geçelim. Sabahlaya sabahlaya oluşturdum davetli listesini bir şekilde. Dağıtma kısmında çektiğim acıları atlıyorum çünkü şehrin her ucuna gitmek zorunda kaldım davetiyeleri elden dağıtacağım diye. Çoğu şeyi kraft kağıdından yaptırmama rağmen davetiye ne yazık ki düz beyaz gramajlı kağıtlara basıldı. O yüzden siz; e-davetiye gönderirseniz, ağaçlar adına daha makbul olur çünkü ben sonrasında az biraz kötü hissettim tomarla kağıt harcamış olduğum için.

Tüm bu davetiye faslını da geçtiğimizde geriye fotoğrafları nasıl sergilediğim kalıyor sanırsam. İlk sergim için büyük meblada paralar harcadığım için, açıkçası fotoblok baskıların da uygun fiyatlıları gözüme dandik geldiği için, kendime camcı bir dayı bulup fotoğraf baskılarıma uygun paspartular kestirdim. Sonra paspartuyu elde ettiğim mukavvalardan birer kat da fotoğrafların arkasına yapıştırdım. Enteresan bir prodüksiyondu doğrusu. Ama tüm bu süreci bir kenara bırakırsak, yaşadığım en anlamlı günlerden birini yaşamış oldum. Ve umuyorum ki bunu hayalini kuran herkesi, beni bulan o şans bulur ve hayallerini gerçekleştirmesine yardımcı olur. Ve unutmayın, Sertab’ın da dediği gibi “İstanbul, birini sevmiyorsan çekilmez.”

Bugünlük benden bu kadar, esenlikle kalın.

Views:
1472
Article Categories:
Sanat

All Comments

Bir cevap yazın