Topluluk Önü Konuşmalarının İnce Çizgileri

Son 5 yılda toplam olarak 7 konferans verdim. İlki tam bir faciaydı. Hem üstünde duramadığım bir ayakkabı giymiştim hem de kendimi dinletmeyi becerememiştim. Gereksiz bir beden dili kullanıyordum; bileğimi yatıra yatıra ayakta duruyordum ve sanki bir kahvede dayılara pişti nasıl oynanır onu anlatıyor gibi bir üsluptaydım. Dinlenmek ve anlaşılmak kalabalık bir gruba konuşurken en önemli faktörlerdir. Arada geyiğe bağlamalısınız elbet, sonuçta Robot Sophia değilsiniz. Ama geyik yapmakla laubali olmak arasındaki o ince çizgiyi tutturmanız lazım. Konuşurken insanların havaya değil de onlara konuştuğunuzu anlamaları gerekiyor. Yoksa konuşmanızın beşinci dakikasında uyuklamaya başlayan insanları görüp ne yapacağınızı şaşırabilirsiniz. Peki izleyiciyi nasıl elde tutarsınız? En önemlisi dik ve dinç durmak elbette. İlk konferansımda elimdeki kartları havaya sallaya sallaya, sahnenin üstünde sanki Kabe’yi tavaf ediyormuşum gibi tur atıyordum. Gözünüzün önüne anlattığım bu tasviri getirmeye çalışın. Öyle birini ciddiye alıp, anlattıklarını dinler miydiniz? Şahsen ben dinlemezdim. E haliyle yavaş yavaş izleyici dökülmeye başladı. Ben de sahnenin ortasında tacı elinden alınan Hülya Avşar gibi sinirli bir şekilde kalakaldım. İzleyiciyi olayın içinde tutmanın bir diğer yolu da göz teması.

Sahne sanatlarının altın kuralı, ufuk çizgisine bakmak ve izleyiciyle göz temasında bulunmamaktır. Çoğu insan, bunun konferanslar için de geçerli olduğunu düşünebilir. Ama bu bir yanılgıdan ibarettir. Konferanslarda, konuşmacının muhatabı izleyicidir. O yüzden de konuşurken mümkün olduğunca çok sayıda insanla göz teması kurmanız çok önemlidir. Slaytlı sunularda ise odağı slayta çekmek için siz de sürekli slayta odaklı olmalısınız. Parmağınızla önemli noktaların altını çizerseniz, izleyici adına güçlü bir uyarıcı olur ve odağı oraya toplar. Aynı zamanda gülümsemeniz de önemlidir. Hiç kimse somurtan birini öyle dakikalarca dinlemiyor çünkü. Sakin olmayı da unutmayın. Eğer Anksiyete sahibi bir bireyseniz, en huzurlu hissettiğiniz yerde olduğunuzu hayal edip, sununuzu bu şekilde gerçekleştirbilirsiniz. Hata yapmaktan korkmayın; diliniz sürçebilir, ayağınız takılabilir, cümlenizi unutabilirsiniz. Dedim ya: Robot Sophia değiliz.

Peters diyor ki: 10 kişi de olsa karşınızda, 100 kişi de… onlar da insan siz de… tek farkınız, sizin o sahneye ayak basma tutkusuna ve cesaretine sahip olmanız. Kendiniz olmayı da unutmayın sakın. Goethe’nin de dediği gibi: “İfadenin kendine özgü oluşu, bütün sanatların başı ve sonudur.”

Bugünlük benden bu kadar, esenlikle kalın.

Views:
1227
Article Categories:
Kültür

Bir cevap yazın