top of page

Peter Pencereleri Mi Karıştırdı Yoksa?


Oluyor bazen bana; gökkuşağının üstünde, bulutların arasında bir yere kaçmak istiyorum. İnancım ve güvenim var uçmak için ama ana madde olan peri tozundan hiç yok elimde. O yüzden Peter Pan’i bekliyorum. Gelsin de tutsun elimden. Gökyüzünün içinden geçelim, Varolmayan Ülke’ye uçursun beni. Kayıp çocukların anneleri olayım. Ama Peter hiç gelmiyor... Sonra düşünüyorum ya ben çok hızlı büyüdüm ve  artık uçamam ya da Peter pencereleri karıştırıyor sürekli.

Ve ben büyüyorum. Önüne geçilemez bir hız ile. Artık kayıp çocuklara anlatacak masalım da kalmıyor. Çünkü hayat, hiçbir şeyin masallardaki gibi olmadığını öğretiyor bana. Ne beyaz atlı bir prens ne de penceremden içeri dalıp gölgesini yakalamaya çalışan Peter kalıyor elimde.

Ama bu sorun değil. Çünkü ya büyümemizin sebebi yeni masallar yaratmaksa? Ya büyümemizin sebebi beyaz atlı prensin gelmesini beklemektense o beyaz atın sahibi olmamızın gerekmesiyse?

Peter bir gün çıkıp gelecek mi bilmiyorum. Gelmese de sorun değil. Ona inanmaya devam edeceğim. Ama Peter gelmese bile uçmayı kendi başıma öğrenmem lazım. Herkes için geçerli bu. İşin sonunda yere çakılmak olsa bile,

“Kuş ölür, sen uçuşu hatırla.”


Yani bazı şeylerin sonu güzel bitmeyecek. Bazı masalların sonunda gökten düşen üç elma birden başımızı yaracak belki de. Yine de bizim yapmamız gereken, yazdığımız her bir masaldan çıkarmamız gereken dersi çıkarmak. Kuş ölse bile uçuşu hatırlamak. Kendi beyaz atımızı hayallerimize doğru dört nala sürmek.


Özetle Peters diyor ki: İşin sonunda düşmek de olsa, uçmak da... Peter’ı bulmak da olsa, kaybetmek de...

Yapmamız gereken yola devam etmek.

Er ya da geç... Varolmayan Ülke’ye varacağız.

 
 
 

Yorumlar


© 2020 Petersays. Tüm hakları saklıdır.

bottom of page